Birilerinin işi gücü yokmuş gibi oturup grafiğini bile çizmişler. Neden içiyoruz diye. Arkadaşımın da çok hoşuna gitmiş ve RSS ile benimle paylaşmış… Aslında bizim milletimizin içmek için bir sürü sebebi var, mutluluktan, aşktan, üzüntüden, dertten, tasadan ve daha bir sürü sebep (bahane) sayılabilir. Devamını oku »
Bu soruya cevap verebilmek için önce Türkiye’de blog alışkanlığı ne durumdadır ona bakmak gerek. Böyle bir alışkanlık yok ki twitter alışkanlığı ya da friendfeed alışkanlığı olsun. Ne alaka derseniz Türkiye’de insanlar blogger, blogcu vb. gibi blog servisleri olmasına rağmen insanlara blog kültürü yerleşmedi yani insanlar bugün şunu yaptım, şuralara gittim, şu insanlarla görüştüm veya şu kitabı okudum gibi günlük hayatta yaptığı şeyleri internette paylaşan bir kültür oluşmadı daha doğrusu halkımızı bu iş sarmadı. Devamını oku »
Zor iştir İnternet günlüğü yazmak. Bir kere yazı yazmak, düşünceleri kelimelere dökmek herkesin harcı değil. Ya da şöyle diyelim. Herkes İnternet günlüğü yazabilir ama iyi İnternet günlüğü yazmak, gerçekten bilgi, emek ve keskin bir zeka gerektirmekte. Ben çok iyi bir İnternet günlüğü yazarı olduğumu iddia etmiyorum. Zaten bu işe de yeni başladım önce merak ettim internet sitesi nasıl yapılır, nasıl tasarlanır; derken bir baktım ki utkuince.com (internet günlüğüm) oluşuvermiş.
İnternet günlüğü, insanların, teknik bilgiye ihtiyaç duymadan, kendi istedikleri şekilde, kendi istediklerini yazmasıdır. Yani İnternet günlüğü yazılarında kişinin kendi yorumu olması çok önemlidir. Kısa ya da uzun asıl olan kişinin şahsi düşünceleridir. Başarılı olan “blogger”lara baktığımızda birçoğunun samimi, yer yer argoya kaçabilen, düzgün bir dil kullanan ve içinde zeki kelime oyunlarının bulunduğu yazılar yazdığını fark edebiliriz. Kimileri okunma kaygısı güderken; kimileri sadece yazmaya devam etmektedirler. Bende burada devam ederken kariyerime ne yönde nasıl yön vereceğim neler yapıyorun yavaş yavaş bunlar hakkında yazmaya başlayacağım. Neleri ne derece merak ediyorum.
En başta da bahsettiğimiz gibi İnternet günlüğü yazmak sanıldığı gibi kolay değil. İnsanın günlerce tek satır yazamadığı olabiliyor. Hatta bazen ne hakkında yasam diye düşünüp duruyor insan ama yavaş yavaş ısınınca bu işe günlük hayattan bile yazabiliyor. Ben dediğim gibi bu işte yeniyim ve merakımdan başladım bu işe . Ne kadar doğru yazabiliyorum orası ayrı konu.
Tag bir diğer adıyla etiket ile ilk olarak Gmail’de tanışmıştık, o kadar çok benimsedik ki artık her şeyde etiketleme ihtiyacı duyuyoruz. Facebook’ta bile fotoğraflardaki kişileri etiketleyip (tagleyip) duruyoruz. Çalışma şekli oldukça basitti, kısaca tek bir cümle birden çok anlam ifade edebilir ve birçok kategori altında ismi geçebilir. Etiketleme tüm bu kelime grubunu tek bir cümle haline getirerek erişim noktasında kullanıcıya sonsuz kolaylık sağlayabiliyor. Hemen hemen tüm bloglarda etiket olarak oluşturulmuş cümle gruplarını görebiliriz. Etiket kullanıcıya aradığı cümleyi bulmasında yol gösterir ve tüm yazı girdisi içerisinde ençok sözü edilen cümleyi bazen renk, bazende değişken orantılarda kullanıcıya sunar. Etiketleme sunumunun birçok çeşidi vardır fakat ben size WP Cumulus ‘ü tanıtacağım. Benim sitemde de hemen yan menüde görmektesiniz.WP Cumulus flash tabanlı wordpress eklentisi ile birlikte etiket bulutlarımız daha hareketli oluyor.3 boyutlu bir küre olarak fırıl fırıl dönen etiket bulutumuzun şık bir görüntüsü var.Wp Culumus eklentisini Word press’in internet sitesinden indirebilirsiniz.Eklentiyi plugin klasörüne atıp, etkinleştirdikten sonra tema bileşenlerinde eğer temanız widget destekliyorsa hemen yan menünüze ekleyebilirsiniz.Eğer temanızda widgets özelliği yoksa tek yapmanız gereken temanızda görüntülenmesini istediğini yere aşağıdaki kodu eklemek
<?php wp_cumulus_insert(); ?>
Genelde etiket bulutları yan menülerde kullanıldığı için tema klasörünüzün içindeki sidebar.php dosyasını açın ve içine bu kodu ekleyin.Daha sonrada menünüzün boyutuna göre rengine göre istediğiniz gibi resnklendirebilirsiniz.
Kolay gelsin.
Tepkisel misiniz, yoksa önceden hazırlıklı mı?
Şu sıralar işyerinde iletişimi ve politikayı ele alan Jane Clarke’ın Maymuncuk adlı çalışmasına taktım kafayı Clarke kitabında aynen şu soruları soruyor; tepkisel misiniz, yoksa önceden hazırlıklı mı? Bu tepkiler ne ölçüde sizi tarif ediyor? Meydan okumaktan çok yakınmakla mı yetiniyorsunuz? Bir şeye asılmak yerine onu niçin yapamadığınızın yüzlerce nedenini bulmakta usta mısınız? Karşınıza çıkan ilk engelde, onu zahmetsizce aşmanın bir yolunu bulmaya çalışmak yerine geriler misiniz? Yoksa kontrolü ele alıp durumu elinden geldiği kadar etkilemeye çalışan biri misiniz?
Clarke kitabında kendi sorularını küçük bir anketle analiz edip kendi cevaplıyor da;
İşte aşağıdaki on kısa soruya dikkat ayırarak nerede durduğunuzu görebilirsiniz. Soruları, hangisinin durumunuzu ya da görüşünüzü daha doğru yansıttığına göre evet ya da hayır diye yanıtlayın.
1. Terk etmek istediğiniz ama yapamadığınız, sigara içmek gibi bir alışkanlığınız var mı?
2. Kişiliğinizin, onu değiştirmek için yapacak bir şeyiniz olamayacak kadar, tamamen çocukluğunuzda yaşadıklarınız tarafından belirlendiği görüşünde misiniz?
3. Size molaları hep başkaları alıyor gibi mi görünüyor.
4. Sonunda size planınızı değiştirtecek bir şey mutlaka çıkar diye, önceden plan yapmanın zaman kaybı olduğunu mu düşünüyorsunuz?
5. İnsanlara “hayır” demek size zor mu geliyor?
6. İşleri geciktirdiğinizi ya da sümen altı ettiğinizi fark ettiğiniz hiç oluyor mu?
7. Kontrolünüz dışındaki kuvvetlerin kurbanı olduğunuz gibi bir duyguya sık sık kapılıyor musunuz?
8. Diğer insanların bir şekilde gemilerini yüzdürdüğünü düşünüyor musunuz?
9. Telefonun çalmasını bekleyip de çalmadığında kendinizi reddedilmiş gibi hissediyor musunuz?
10. Arkadaşlarınız ya da meslektaşlarınız sizin daha çok sorumluluk üstlenmenizi ister mi?
Tepkisel insanlar
Yazar’a göre bu sorulara ne kadar çok evet yanıtı verdiyseniz, sizin önceden hazırlıklı birinden çok tepkisel biri olma ihtimaliniz o kadar yüksektir. Yani durumları etkilemek ve kontrolü ele almak yerine başınıza iş gelmesine izin veriyorsunuz. Ama verdiğiniz cevaplar sizi bu kategoriye soksa da, bu gerçekten önemli midir? Yanıt muhtemelen “evet” olacaktır. Etkilerinin daha az olmasının yanı sıra, tepkisel insanlar olayların akışı karşısında baskı altında kaldıklarını hissetmeye daha yatkındırlar; en aşırı durumda belli bir neden olmadan her şeyden endişeye kapılmaya eğilimli olurlar ve kendilerini hasta bile edebilirler.
Peki ya diğerleri evetten çok hayır diyenler;
Önceden hazırlıklı insanlar
Gerçekten önceden hazırlıklı insanlar işlerin gerçekleşmesini sağlarlar ve bunu duruma çok iyi uyan bir şekilde yaparlar. Bunlar hayranlık duyduğumuz insanlardır çünkü böyle kişiler hayır diyebilmeyi becerirler. Küçüklüğümüzden yaşlılığımıza kadar hayır diyememek yüzünden birçok konuda sıkıntıya düşüp gereksiz streslerle boğuşmak zorunda kalmışızdır. Ancak hayır diyebilenler tüm bunları aşmışlardır çünkü onlar işin taa en başından sn noktayı hayır diyerek koymuşlardır. İşte bu yüzdende böyle insanlar olaylara karşı diğer herkesten daha dayanıklıdırlar “önceden hazırlıklıdırlar”.